|
|

|
(20-Haziran-2007)Shabidyn
İTALYANO PERO – VENEDİK
Geçen hafta ailecek İtalya’daydık. Ben, eşim ve kızım İpek (16 aylık) 2 saatten biraz fazla süren uçak yolculuğundan sonra Venedik hava limanına indik. Gece yarısını geçmişti. Yoğun bir nem ve sıcaklık vardı. Daha inerken böyle ise ayvayı yedik herhalde diye düşünüyor insan. Bizi turun rehberi Medine hanım karşıladı, 45 kişiydik. Katılanlar içinde bize benzer çekirdek aile tarzında ve küçük çocuğu olan yoktu. İpek daha çok otomobil ile seyahat etmeye alışık, otomobilden sonra bindiği ilk araç Uçak oldu daha sonra Otobüs’e de ilk kez bindi. Otele transfer olduk. Otel Venedik içinde değildi ana karadaydı. Sabah 07:00’de uyandık ve maraton başladı. Gezinin kalanında da hep 07:00’de uyandırılıp gezmeye devam edecektik.
Biraz Venedik’ten bahsedeyim. Venedik, Kuzey İtalya'nın doğusunda Adriyatik denizi kıyılarında karaya 4 kilometre uzunluğunda kara ve demiryolu köprüsü ile bağlanan, yaklaşık 118 adacık üzerine kurulu bir ada şehirdir. Venedik'te adacıkları birbirinden ayıran 170 kanal ve birbirine bağlayan 400 köprü bulunur. Venedik, tarih boyunca Avrupa´nın en önemli ticaret başkentlerinden biri olmuştur. Venedikliler, Türklerden ve Araplardan öğrendikleri sayı sistemi ile ticaret aritmetiğini en üst düzeye çıkarmışlar ve bu nedenle bütün Avrupalı tacirler bu aritmetiği öğrenebilmek için Venedik'te açılan birçok okula gelerek eğitim almışlardır. Venedik nüfusu o dönemlerde 300.000 civarında iken günümüzde 72.000'e kadar düşmüştür ve halen azalmaktadır. Yaşlı nüfusun yoğunlukta olduğu Venedik, artık ana karada bulunan Mestre adı verilen yeni şehre doğru kaymaktadır. Venedik'te yaşayanların %50'den fazlası geçimlerini turizmden sağlamaktadırlar. Bugüne kadarki rekor bir günde 150.000 turisttir. Bu kadar turistik olması ve her şeyin deniz yoluyla taşınması sonucu fiyatlar İtalya'nın geneline göre daha pahalıdır.
Venedik’e Mestre’den bir tekne ile geçtik. Tarihi kısım adacıklar üzerine kurulmuş ve ilginç bir yerleşim çıkmış ortaya. Tarihi kısmda kimse yaşamıyor aslında, buralar tamamen turistlere ve işletmelere terk edilmiş. Şehir aynı zamanda bir liman olduğu için gemiyle de turist akını oluyor. Yatlarıyla gelenler yanında Cruser denen büyük gemilerle gelip birkaç gün burada demirleyip gezen turistler de var. Yatını limana bağlamanın günlük tutarı 3000 EUR civarında ! Şehirde herşey pahalı ve adım atsan para harcaman gerekiyor. Sadece Venedik yılda 15 milyon turist çekiyormuş. Sonra Roma geliyor 10 milyon ile. İtalya genelde yılda kendi nüfusu kadar turist ağırlayan bir ülke, ortalama 50 milyon turist geliyormuş ! Turizm ülke ekonomisine katkı sağlayan önemli bir gelir kapısı.
Orada turizmden herkes para kazanıyor. Bizdeki gibi cennet güzelliklerini herşey dahil sistemine hapsedip üç kuruşa ve turiste hiç harcama imkanı vermeden satmıyorlar. Üstelik bizdeki tesislerin çoğunun sahibi yabancı, kazanılan paralar yine Avrupa’ya transfer ediliyor. İşte yerli halka istihdam oluyor denebilir ama öyle olmuyor, yerli halktan sadece temizlikçi, bahçıvan, vb kalite istemeyen işlerde faydalanılıyor, üstelik mevsimlik işçi olarak alınıp yaz bitince kovuluyorlar. Tesisi yönetenler, animatörler, hatta garsonlar bile yabancı. Turist herşey dahil sistemiyle geliyor, hiç bir yeri gezmeden para harcamadan ülkesine dönüyor. Aynı tesislerde Türkler aynı fiyata kalamıyor en az iki kat fazla ödüyoruz. Turizm bakanlığı da bu saçmalığı seyrediyor yıllardır.
Tekrar Venedik’e dönelim. Şehrin içinde normal yollar yerine kanallar var. Kanallar fazla derin değil, 5 metre civarında değişiyorlar. Venedik’in sembolü “kanatlı aslan”, bir de seramikten, plastikten yapılmış insan yüzünün yarısı şeklinde çok güzel maskeler satılıyor. Veba salgını yıllarında zenginler bu maskelerden kullanarak halkın içine çıkarlarmış. Burun kısmında balmumu var, balmumu filtre görevi görüp veba mikrobundan koruyormuş. İnsan hareketi çok olan bazı yerlerde pandomim yapan, taş heykel gibi hareketsiz duran tipler var. Onlarla resim çektirmek için 1 EUR veriyorsun. Bizde grupdan emekli bir bayan hemen böyle bir heykelin yanına gidip foto çetirdi, heykel bunun omuzuna dokunup 1 EUR isteyince bastı çığlığı, olayı bilmediği için heykelin hortladığını sandı.
Yolları pardon kanalları yay gibi yapılmış merdivenli köprülerle geçmek gerekiyor şehir içinde yürümek için. Tabii bu bizim için zor oldu İpek kendi arabasında zor gezdi hem İpek’i hem de arabasını taşmak gerekti. Cevat kelle gibi gezdik bütün gün. Köprülerde sakatlar için kenarda düz çıkış ve inişler neden yapılmamış anlamadım.
Venedik’in en önemli meydanı San Marco meydanı. Etrafında kafeler, barlar var. Biraz kalabalık. Kahveni (espresso) ayakta içersen yarı fiyat ödüyorsun. San Marco oldukça büyük bir meydan, etrafını U şeklinde sutunlardan oluşan bir yapı çevreliyor. U’nun boş ucunda da Bazilika denen büyük bir klise var. Kilisenin ön cephesi çok gösterişli. Zamanında San Marco’nun kemiklerini Mısır’dan İskenderiye’den kaçırarak Venedik’e bu kliseye getirmişler. O zamanlar hakimiyet Osmanlıda olduğu için kemikleri kontrolden kaçırmak için üstüne domuz etleri yığmışlar. Osmanlı denetçileri domuz etlerini görünce sandığı daha fazla incelemeyip geçişini serbest brakmışlar. Bu olayın tasviri kocaman bir resim şeklinde San Marco Klisesini ön cephesinde bulunuyor. Bu olay Osmanlı’nın o zamanlar Akdeniz’de kuş uçurtmadığının da bir kanıtıdır.
Öğlen saatlerinde İtalyan arkadaşlarımız “Franka” ve “Anne” ile Venedik’te seneler sonra buluştuk. Sevinçli bir sahneydi. “Franka” İtalya Henkel’de İnsan Kaynakları Yöneticisi, “Anne” de bir Kimya şirketinde Kalite Kontrol Sorumlusu. Tabii ortak dilimiz İngilizce oldu. Venedik’te önemli yerleri yürüyerek tüm gün dolaştık. Bol bol foto ve video çektik. Akşam üstü ayrılık vakti geldi onlar Büyük Kanal’daki vaperottaya binip bizden ayrıldılar. Biz Venedik’in deniz tarafına yakın Gabriel otelin oradaki cafe’de diğer tur elemanlarını beklemeye başladık. Birşeyler yeyip içerken aniden sahilde bir karaltı oldu, Güneş tutulması gibi. Dikkatli bakınca apartman gibi bir şeyin hareket ettiğini gördük. Cruser gemilerden biri geçiyordu. İçindekiler güverteye çıkmışlar neredeyse 1500 kişi karınca gibi oradan sahile el sallıyorlardı. Geminin kaç katlı olduğunu sayamadım ama muhteşem bir teknoloji ve güç gerçekten. İtalyano Pero yazıları devam edecek, esenlikler.
|
|
|